Yazar : İklil KURBAN / Tarih : 2008-04-07 14:57
Yorumlar : (0)
Ortalama : 0
Aydın Soykırımına 70 Yıl

Stalin’in aydınlara yönelik soykırımı, 1937 yılının ikinci yarısı ile 1938 yılına denk gelmektedir. Stalin Devri kurbanlarının listesi incelendiğinde, Tatarların kendi nüfusuna oranla en çok kayıp veren ulus olduğu anlaşılmaktadır. Bu yıllarda öldürülen Tatar aydınlarının sayısı 3799 kişi olup, onlar, Tatar ulusunun yüzyıllar boyunca benliğinde biriktirip-yoğurup-geliştirip doğurduğu ulusal cevheri idi. Suç damgası “Pantürkist” olan bu aydınların başında Şair Segıyt Sünçeley gelmektedir.

SEGIYT SÜNÇELEY (1889-1941)

(Bu yazı, İklil Kurban’ın “Yaşlı Tarihin Yankısı” kitabının 167-168 sayfalarından alınmıştır)

Segıyt Hemidulla oğlu Sünçeley 14 ağustos 1889’da Saratov, Hvalın bölgesi Eski Mostak köyünde yoksul çiftçi ailesinde dünyaya gelmiştir. Segıyt’in ailesi 1891-1910 yıllarında Astrahan şehrinde yaşar. Segıyt burada Vahabiye medresesinde okur. Geleceğin şairi gençliğinden başlayarak devrim işlerinin içine girer, yaz aylarında Kazan’daki ağabeyiyle beraber devrim bildirileri ve bröşürleri dağıtır. 1908-1915 yıllarında Perm bölgesi Saraş ve Soltanay köylerindeki okullarda Rus dili dersi verir. 1915-1917 yıllarında Ufa şehri kütüphanesinin Tatar bölümünde müdür olarak çalışır.
Yıl 1917, İkinci Rus Devrimi, Sünçeley’e yeni ruh verir. O, 1917-1918 yıllarında Ufa ve Kazan’da çıkan gazete ve dergilerde çalışır. 1919’da RK (B) partisine katılır.
Yıl 1926, Segıyt Sünçeley, Rusya’nın Türkiye İzmir konsolosluğuna tercüman olarak görevlendirilir. Fakat Segıyt’in Türkiye’deki görevi uzun sürmez, geri çağırılır ve Sultangaliyevci olarak yakalanır.
Yıl 1931, Ocağın 13’ünde, Sultangaliyev’e 6 haziran 1930 tarihinde verilen ölüm cezası 10 yıllık sürgüne çevrilir. Sultangaliyev başta olmak üzere Segıyt Sünçeley dahil 20 kişi Arhangelsk ötesindeki adalara sürgün edilir. Şair, eski ölüm cezası hükmüne dayanılarak, 27 ekim 1941 yılında idam edilir.
Yıl 1986, Kazan’da basılmış, “Tukay Turında İstelekler” adlı kitabın içinde Segıyt Sünçeley’in “Tukay Turında İstelek” (Tukay Hakkında Hatıra) adlı yazısı var. Bu yazıda şair, Tukay’a olan sonsuz saygısını, sevgisini, Onun ölümüne duyduğu derin kaygısını çok samimi bir dille kaleme almıştır. Tukay, Bolgar Otelinde kendi odasında yalnız ve halsiz yatarken, Segıyt Onunla vedalaşmaya gelir:
-Nasılsın, Segıyt? dedi.
-Şimdi gideceğim, dedim.
-Bütün kış için mi? dedi.
Ben Ondan utanıp, “Dünkü söylediğim sözler için beni bağışla” dedim.
O:
-Önemli değil, Segıyt, sen beni bağışla. Sana biraz sert konuştum…. Biliyorsun… Unut, dedi ve yavaşça kalkıp, gümüş saatini alıp bana sundu.
-İşte, Segıyt, sana hediyem olsun, dedi.
Ben şaşırdım kaldım, almamak için direndim, fakat Tukay hediyesini elime tutturdu ve yine uzandı.
-Mektup yaz, dedi.
Gözlerim yaşardı. Gitmek için acele ettim. Merhumun küçücük, terli fakat serin elini elime aldım…. Bir kelime bile söylemeye gücüm kalmamıştı, kalbim ağlıyordu….. Sessizce odadan koridora çıktım. Biraz yürüyünce:
-Segıyt, yaz! diyen zayıf sesini yine duydum. Merhumun bana söylediği son sözü bu oldu. Bu söz şimdi de, aradan çok yıllar geçmesine rağmen, dünkü gibi aklımda yaşıyor. Ben Onun sesini halen duyuyorum, O halen gözümün önünde.

Stalin’in Tatar aydınlarına yönelik soykırımına özgü yazılarıma son verirken, Tatarların bugününü ve yarınını düşünen biri olarak, ünlü ve dertli şair Gabdulla Tuqay’ın şu dörtlüğü aklımdan geçiyor:
Yaktıraq yoldız yanadır,
Tön qara bulgan sayın.
Yadıma Tengrem töşeder,
Behtem qara bulgan sayın.

Evet, Gabdulla Tuqay’ın da ima ettiği gibi, Tatarlar her şeyden önce kurtuluşa-bir kurtarıcıya muhtaçtır. Adalet söz konusu iken, bu dökülen kanlar elbette karşılıksız kalmayacaktır.


İklil KURBAN